Bu site reklam kabul etmemekte, geçimini İngilizce'den sağlayan ve Ankara'da yaşayan bir yabancı dil hocası tarafından yayınlanmaktadır. Hoca bir dil kursunda da ders vermektedir. Sitedeki dosyaların tamamı teliftir ve saf emek ürünüdür. Hoca'nın dil kursundaki hal-i hazır öğrencileri, kurum dışında özel ders verdiği hal-i hazır öğrencileri, 18 yaşından küçük olan öksüz ya da yetim kız çocukları, Doğu ve Güneydoğu'da görevli her branştan hanımefendi öğretmenler, evini asgari ücretle geçindiren ebeveyn çocukları, babasını iş kazasında kaybetmiş yetimler ve nihayet şehit çocukları için dosyaları kopyalamak, indirmek ücretsizdir. Helaldir. Ama kişiye özel olması ve dağıtılmaması ricasıyla. Bunlar dışında kalan ziyaretçiler için kopyalanan veya indirilen dosyaların her biri 20 TL'dir. "İndirir ama parasını da göndermem" diyenlere söylenecek ve yapılacak bir şey yoktur. Hesap numarası iletişim sayfasındadır.


Dün akşam Türkiye’deki özel bir televizyon kanalında yayınlanan Güldür Güldür Şov programının 218. bölümünü izledim. Yaralı Şov isimli bölümde Doğa Rutkay hanımefendinin şapka çıkartılası bir performansı vardı ve bu performans hayatımda gördüğüm en iyi sanat icralarından biriydi. Türkçenin uğradığı büyük felaketleri mizahın güçlü diliyle ortaya koyan bu skeç bize önemli mesajlar verme mevkiinde. Türkçedeki zevksizleşme ve düşük ifade kalıplarının istilası aslında bir sonuç tablosudur. Ağır ve ağlanası bir tablo. Bir toplumu topyekûn bayağılaştırmanın en etkili yolları çarpık ya da patolojik aydınlanma yolunu açmak ve ehil olmayan insanlara ehliyet belgesi vermektir. Bunun çağdaş dünyada en bilinen karşılığı sadece Türkiye’ye mahsus arı dilcilik ile diploma fabrikası gibi çalışan üniversitelerin her yerde peydahlanmasıdır. Nietzsche’nin “herkes” ile“yüksek okul” ifadelerinin yan yana gelmesinin bir toplumsal facia olduğunu söylemesinin üzerinden yüz küsur yıl geçti. Demokrasinin en mühim açmazlarından biri olan popülist siyasal politikalar kültürümüz üzerinde çürütücü etki yaptı.


Ülkedeki her şehre üniversite kurmak eğitim işinin alan tarafını da veren tarafını da doğal olarak seviyesizleştirdi. Bir eşitlenme oldu. Ama bu eşitlenme bayağılaşmada bir eşitlenmedir. Siz hiçbir diploma sahibine ehil olmadığını anlatamazsınız. Çünkü elinde etiket vardır. Bu yetersiz etiketliler ordusu eğitimden sanata, siyasetten bürokrasiye kadar memleketteki her meseleye dokunma becerisine sahip olduğunu düşünür. Dokunur ve bu dokunuş bir istila şeklinde cereyan edeceği için bir standarda dönüşür. Toplumun genel seviyesi herkesin dikkate alması gereken bir referans olduğu için yukarıdakiler de yavaş yavaş aşağıya inmeye ve bütün toplum dipte buluşmaya başlar. Çünkü Mümtaz Turhan’ın “kültür snobluğu” dediği yaftayı yemeyi çoğu aydın göze alamaz. İşte bu manzara bir dip buluşması ya da dipte eşitlenme hareketidir. Türkçe yaklaşık bir asırdan bu yana önce arı Türkçe faciası ile sonra da her şehre bir üniversite popülizmi ile korkunç yaralar aldı. Şimdi geldiğimiz noktada bir üniversite öğrencisi ile pazar esnafı arasında ne yazmada ne okumada ne de konuşmada bir fark kaldı. Oysa bir farkın olması doğaldır ve zaruridir. Siyaset dili yerlerde sürünüyor. Nükte tükendi. Doğal toplumsal hiyerarşi yıkıldı ve herkes birbirine benzeyen alt seviye robotlara dönüştü. Bakıp da hizaya gelinecek numune insan neredeyse kalmadı. “Kötü para iyi parayı kovar” diyen İktisatçı Gresham’ı doğrulayan toplum da kendi iyilerini kabuklarına çekilmeye, yalnızlaşmaya ve dışlanmaya maruz bıraktı. Son yılların en bozuk ifade kalıplarından birinin baş aktörü olan “şans” kelimesi bizim için çok iyi bir örnektir. Ve bu şans kelimesiyle birlikte yaşanan yozlaşma İngilizcenin en görkemli gramer değerlerinden birisi olan Present Perfect Tense’teki “since” ve “for” edatları arasındaki farkın anlaşılamayışının sebeplerinden birine ışık tutuyor. Dolmuştaki bir yolcu, önündeki kişinin omzuna dokunarak “şunu uzatma şansınız var mı?” diye soruyor. Bu rica sorusunun doğal cevabı şudur: “Bir şansımın olup olmadığını bilmiyorum. Size hizmet etmenin bir şans olduğunu da bilmiyordum. Ayrıca parayı uzatmak eyleminin benim için bir sevinç sebebi ve faydalı bir şey olduğundan da şüphelerim var.”Birinin parasını şoföre uzatmanın bir şans değil imkân işi veya imdat iradesi olduğu çok açıktır. Ancak yukarıdaki sebeplerle bu “şansınız var mı” lafı ortalığı zapt etmiş durumda. Muhtemelen on sene kadar sonra bu laf yerleşik bir galata dönüşecek ve lügatimize dâhil olacak. İşte bu galat örneklerinden biri de Present Perfect ve Present Perfect Continious Tense ile ilgili. Bu tense’ler gündeme geldiğinde bütün öğrencilerin başı “for” ve “since” arasındaki farkla belaya girer.“For” edatı önüne geldiği bir zaman ifadesine “dir-dur-dür-dır” gibi ekler koyarak “üç gündür, iki saattir, yıllardır” gibi zarfları inşâ eder. “Since” edatı ise bir zaman noktası öncesinde gelerek işte o nokta için “den beri-dan beri-den bu yana-dan bu yana” anlamı veren zarfları oluşturur. Öğrenciye “geçen Salı’dan beri” ifadesi için “since last tuesday” deneceğini; “üç senedir” ifadesi içinse “for three years” deneceği anlatılır. Öğrenci başlangıçta bunu anlar. Şimdilik bir sıkıntı yoktur. Ancak “üç günden beri” ifadesinin içinde geçen “den beri” edatının “for” mu yoksa “since” mi olduğu sorulunca öğrenci ne der? Doğal olarak “since” cevabını verir. Çünkü hocası ona “den beri” edatının “since” olduğunu söylemiştir. Hoca cevabın “for” olduğunu söyler. Öğrenci homurdanır. Şimdi hoca mı hatalıdır, yoksa öğrenci mi? Aşağıdaki soruya bakınız:



( ). The young man has been waiting for his wife in front of the hospital ………………… three hours.
A) when
B) because
C) since
D) still
E) for

Bu sorunun cevabı “E” şıkkıdır ama neden “C” şıkkı değildir ve buradaki kafa karışıklığının sebebi nedir?

Cevabın “C” olmayışının sebebi “three years” ifadesinin bir süreci temsil ediyor oluşudur. Bu ifadenin bir “point of time” özelliği taşımıyor olmasıdır. Zaman içerikli bir ifade bir süreyi veya bir süreci ifade ediyorsa kullanılacak yapı “for”dur.

Buradaki kafa karışıklığının sorumlusu “üç günden beri” ifadesinin Türkçeye uygun olmamasıdır. Bu bir galattır. Yani yanlış kullanıla kullanıla doğru hale gelmiş bir hatalı standarttır. Tıpkı bir yalanın tekrar sayısının onun aldatma gücüyle doğru orantılı olması gibi bir şeydir bu. Bazı oksimoronlar da böyledir. Mesela “bağış yapma zorunluluğu” gibi.

Aslında söylenmek istenen “üç gün öncesinden beri, üç gün evvelinden beri, üç gündür” ya da “üç gün boyunca” ifadesidir. Fakat “üç günden beri” ifadesi yeterli kullanıcı sayısına ulaşınca bir galat imtiyazı kazanmış ve standartlaşmıştır. Gel gelelim, böyle özensizlikler hiçbir zaman bedava olmaz. Muhakkak bedeli vardır. Bir ilmin tahsilinde yaşanan zorluk belki de bu bedellerin en hafifidir. Genel zihin estetiğinin yozlaşması ve bunun da tüm hayatı tehdit eden bir çürüyüşü tetiklemesi çoğunlukla fark edilmeyen bir arızadır.

Doğa Rutkay’ın o skeçteki Türkçesi ile canlandırdığı karakterin davranışsal vaziyeti arasındaki ilişkiyi bir de bu zaviyeden ele almanızı ve sebep-sonuç bağlamında değerlendirmenizi öneririm.

Last night I watched the section 218 of the program Güldür Güldür Show aired on a private television channel in Turkey. In the episode named Yaralı Show, the lady Doğa Rutkay had a worthtaking hat-off performance and this performance was one of the best art performances I have ever seen in my life. This skit, which reveals the great disasters Turkish has suffered with the strong language of humor, is in the position of giving us important messages. The drabnessing and the invasion of low-level expression patterns in Turkish is actually a result table. A heavy and lamentably table. The most effective ways to banish a society overall is to pave the way for distorted or pathological enlightenment and to give licenses to incompetent people. The best-known contemporary counterpart of this in the world is purism in language peculiar to Turkey and that the universities, working just like diploma factory, materializes everywhere.More than a hundred years have passed since Nietzsche said that the juxtaposition of the expressions "high school” and “everyone" is a social disaster. Populist political policies, one of the most important dilemmas of democracy, had a corrosive effect on our culture.


Establishing a university in every city in the country has naturally made shabby the both taker and giver side of the education business. There has been an equalization. But this equalization is an equalization in vulgarization. You cannot tell any diploma holder that he is not qualified. Because there is an etiquette in his hand. This army of the inadequate etiquetted consider that he is capable of touching every issue in the country, from education to art, from politics to bureaucracy. He touches and this touching becomes a standard as this touching will take place as an invasion. Since the general level of society is a reference that everyone should consider, the above also begin to come down slowly and the whole society to meet at the bottom. Because most intellectuals cannot venture to be stigmatized with what Mümtaz Turhan calls "cultural snobbish". Here this landscape is a bottom meeting or an equalization movement at the bottom. Turkish has taken terrible wounds for nearly a century, first with a pure Turkish disaster, and then with a university populism in every city. At the point we have reached now, there is no difference in writing, reading or speaking between a university student and a market trader. However, it is natural and necessary to have a difference. The language of politics is crawling on the ground. Epigram has died off. The natural social hierarchy collapsed and everyone turned into lower-level robots alike. The sample person to look at and come into line with is almost out. The society, which affirmed the Economist Gresham, who said "bad money drives good money", has also subjected its own the good to withdrawal, isolation and exclusion.

The word "luck", which is the main actor of one of the most corrupt expressions of recent years, is a very good example for us. And the corruption which is being experienced with this word luck sheds light on one of the reasons why the difference between "since" and "for" prepositions in Present Perfect Tense, one of the most magnificent grammatical values of English, is not understood. A passenger on the minibus touches the shoulder of the person in front of him, "Do you have a chance to pass that?" he asks. The natural answer to this plea question is: “I don't know if I have a chance. I also didn't know that serving you is a chance. I also suspect that passing the money is a cause for joy and something useful for me. ”

It is clear that passing someone's money to the driver is not a chance, but a matter of capability or assist will. However, because of the reasons above, the remark “do you have a chance” has captivated the surroundings. Probably in a decade or so, this phrase will turn into an established mumpsimus and will be included in our lexicon.

One of these mumpsimus examples is about the Present Perfect and Present Perfect Continious Tense. All students get into trouble with the difference between "for" and "since" when these tenses are on the agenda.

It constructs adverbs such as "for three days”, “for two hours”, “for years" by adding "-dir-dur-dur-dır" to a time expression before which the preposition “for” appears. The preposition "since", on the other hand, comes before a time point and forms the adverbs that mean "-den beri, -dan beri, -den bu yana, -dan bu yana" for that point.
It is told to student that the phrase “since last Tuesday” must be called for “geçen Salı’dan beri” and on the other hand the phrase “for three years” must be called for “üç senedir”.

The student initially understands this. There is no problem for now. However, when asked whether the preposition "-den beri" in the phrase “üç günden beri” is "for" or "since", what does the student say?
He naturally replies "since". Because his teacher told him that the preposition "-den beri" is "since". Hodja says the answer is "for". The student grunts. Is the wrong teacher or student? Look at the following question:



( ). The young man has been waiting for his wife in front of the hospital ………………… three hours.
A) when
B) because
C) since
D) still
E) for

The answer to this question is "E", but why not "C" and what is the reason for the confusion here?

The reason why the answer is not "C" is that the expression "three years" represents a process. This expression does not have a "point of time" feature. If an expression with time content expresses a period or a process, the structure to be used is "for".

The reason for the mind confusion here is that the expression "üç günden beri" is not suitable for Turkish. This is a mumpsimus. In other words, it is a wrong standard that has become correct by repeatedly using incorrectly. It is just as the number of repetitions of a lie is directly proportional to its power of deception.

Some oxymorons are like that. For example, "the obligation to donate".
In fact, what is meant to be said is "since three days ago, since three days earlier, for three days” or “along three days". However, when the phrase "since three days" reached the sufficient number of users, it gained a mumpsimus privilege and became standard. However, such sloppiness is never free. There is definitely a price. A difficulty experienced in the education of a science is perhaps the lightest of these costs. The degeneration of the general mental aesthetics and its triggering a life-threatening decay is often an unnoticed malfunction.

I suggest that you consider the relationship between Doğa Rutkay's Turkish in that sketch and the behavioral state of the character she portrays, and evaluate it in the context of cause and effect.